Descartes: Meditasyonlar

Daha önceki yazılarımızdan da bildiğiniz gibi Descartes, modern felsefenin kurucusu olarak bilinir. Çünkü Ortaçağ felsefesinin o güne kadar savunduğu Aristotelesçi ve Tanrı merkezci dünya görüşünün yerini bilimsel ve akılcı görüşlere bırakmasında çok önemli bir rol oynamıştır. 16. Yüzyılda başlayan Rönesans düşüncesi ve 17. yüzyılda Descartes’ın Özne-Nesne ayrımı ve ayrıca ortaya çıkan bilimsel ve akılcı fikirler hayata yeni bir bakış açısı getirmiş, Reformla birlikte kilisenin toplum üstünde olan dogmatik egemenliği azalmaya başlamıştı.

Descartes felsefi çalışmalarına Tanrının varlığını ispat için başlamıştı. Descartes, 16. yüzyıl sonlarıyla 17. yüzyılın başlarında ortaya çıkan, Tanrının varlığı ve bilgisine karşı geliştirilen iddiaları çürütmek amacıyla Tanrının varlığını kanıtlamak için şüpheciliği bir yöntem olarak kullanmıştır. O, bu yöntemle asla çürütülemeyecek ve şüphe götürmeyecek bir bilgiye ulaşarak Tanrının varlığını ispatlamak istiyordu. Bunun yüzden Tanrı’nın varlığı başta olmak üzere gerçek ve şüphe götürmeyecek bilgiye ulaşmak için “Meditasyonlar” adlı eserini 1641 yılında yayınlamıştır.

Descartes asla şüphe etmeyeceği bilgiye yani gerçek ve mutlak bir bilgiye ulaşmak için kaleme aldığı o ünlü eserine Birinci Meditasyonun başında söylediği şu sözler anlatır;

“Bundan birkaç yıl önce, çocukluğumdan beri çok sayıda yanlışlığı doğru diye kabul ettiğimin ve yine o yaştan beri hiç de sağlam olmayan ilkeler üzerine kurduğum şeylerin doğasının büyük ölçüde şüpheli olduğunun ve kesin olmadığının farkına varmış bulunmaktayım. Böylece, hayatımda bir defa, eğer bilimlerde sağlam, değişmez ve sürekli bir şey kurmak istiyorsam, bu zamana kadar edindiğim bütün her şeyi bir yana bırakarak, her şeye yeni baştan temelden başlamak gerektiğini anladım.”

Peki, bir insan neden felsefi çalışmasına şüpheyle başlar?

Descartes o güne kadar insanlığın çeşitli disiplinlerden farklı yöntemler öğrendiğini, ancak bu yöntemlerin hiç birinin doğru ve kesin bilgiye ulaşmakta yeterli olmadığını düşünüyordu. Ona göre, Mantık, Matematik, Geometri, bir yandan oldukça soyut, diğer yandan şekiller ve rakamlarla sınırlanmış disiplinlerdi. Oysa Descartes’ın aradığı bilgi herkes için kabul edilen, evrensel olan, doğruluğu geçerli olabilecek ve sayılara ya da şekillere dayanmadan ulaşılacak kesin bilgiydi.

Bu nedenle öncelikle kendisinin asla şüphe etmeyeceği, doğru ve kesin bilgiye ulaşmada en iyi yol olarak düşündüğü ünlü dört kuralını açıkladı;

Birincisi, doğruluğunu apaçık olarak bilmediğim hiçbir şeyi doğru olarak kabul etmeyeceğim.

İkincisi, inceleyeceğim problemlerin cevaplarını daha iyi bulabilmek için bir problemi, mümkün olduğu kadar bölümlere ayıracağım.

Üçüncüsü, öncelikle en basit ve en kolay sorulardan başlayacağım böylelikle sanki bir merdivenden yavaş yavaş yukarı çıkar gibi gerçek bilgiye ulaşacağım.

Ve dördüncüsü, problemi çözerken hiçbir şeyi atlamadığımdan ve yanlış yapmadığımdan emin olmak için sürekli olarak kontrol edeceğim.

Descartes Meditasyonlarda öncelikle bu dört kuralı uygulayarak ve şüphe yöntemini kullanarak, kendi varlığını, yani “ben varım” inancını kanıtlayacaktı. Kendi varlığının doğruluğunu kanıtladıktan sonra yeni bir soruya geçecekti:

Ben varım ama ben neyim?”

Bir sepet dolusu elmanız olduğunu düşünün. Eğer bir sepet dolusu elmanız varsa ve sepetteki elmalardan bazıları da çürümeğe başlamışlarsa, sağlam elmaların da çürümemesi için sepetteki bütün elmaları boşaltıp yeniden sepete koyacağınız elmaları tek tek kontrol ederek yalnızca iyi olanları sepete koyarsınız. Böylelikle sepetteki çürük elmaları ayırmış olursunuz. Descartes bu yöntemin doğduğumuz günden beri sahip olduğumuz bilgilere ve inançlara da uygulanabileceğini düşünmüştür. Böylece bugüne kadar yanlış olan bütün bilgilerimizden ve inançlarımızdan arınabileceğimizi savunmuştur. Yani şüphe edilecek her şeyden şüphe ederek, doğruluğundan şüphe edilemeyecek bilgiye ulaşmak. İşte Descartes’ın Meditasyonlarda yapmak istediği tam olarak budur.

Ve Meditasyonlar

I. Meditasyon: İlk Meditasyon bugüne kadar varlığından ve doğruluğundan şüphe edilen şeyler hakkındadır. Yani hayatımızdaki olan her şey hakkında.  Descartes ilk meditasyona uzun zamandan beri değer verdiği tüm inançlarının ve edindiği tüm bilgilerin yanlış olduğunu söyleyerek başlar ve bunu “Bütün inançlarının oluşturduğu yapının ‘hayli şüpheli’ olduğunu” söyleyerek dile getirir. Her şeyden şüphe ederek işe başlayan Descartes şüphe yöntemine şu temel bir soruyla başlar:

“Kesin olarak bildiğim, doğruluğundan şüphe edemeyeceğim bir şey var mıdır?”

Bu soruyla Descartes, o güne kadar sahip olduğu inançlarının, gerçekten hakikati yansıtıp yansıtmadığını öğrenmek ister.

Hadi gelin bir örnek verelim. Örneğimiz yine bir elma olsun; Diyelim ki elimizde yeşil bir elma var. Elimizdeki yeşil elmanın yeşil bir elma olduğunu onun lezzetini, sertliğini, kokusunu, yuvarlaklığını, rengini algılayarak biliriz. Descartes elmanın rengi, kokusu, tadı gibi niteliklerinin gerçekte elmada olmadığını, aksine öznenin yani gözleyenin zihninde yer aldığını söyler. Bu tür nitelikler geleneksel olarak ikincil nitelikler olarak bilinirler. Hatırlarsanız bu konuya yani nesnelerin birincil ve ikincil niteliklerini daha önce “Var Olmak Algılanmaktır” yazımızda anlatmıştık. Descartes ikincil nitelikler dışında elmanın yuvarlaklığı, eni, boyu ya da tekliği, çiftliği gibi sayısal niteliklerin gözleyenin zihninin ürünleri değil, aksine elmanın kendine ait özellikleri olduğunu söyler. Bunlar da birincil nitelikler olarak bilinir. Descartes’a göre, ikincil nitelikler öznenin, nesneden gelen ve duyu organları tarafından algılanan veriler olduğunu, birincil niteliklerin ise nesneye özgü matematiksel nitelikler olduğunu söyler. Böylece Descartes ilk meditasyonuyla hiçbir şeyin kesin olmadığı görüşüne varır.

II. Meditasyon: Descartes ikinci meditasyonda doğru, şaşmaz bir felsefi sistemi gerçekleştirebilmek için, kesin ve kendisinden şüphe edilemez bir bilgi arayışına girer. Bu bilgi de kendi varlığı olmak zorundadır. Çünkü insanın varlığı gerçektir ama Descartes’a göre bu gerçekliğin önce kanıtlanması gerekmektedir. Descartes bunu şöyle dile getirir; “Benim, ben varım önermesini her dile getirişimde ya da her tasarlayışımda bunun zorunlu olarak doğru olduğu sonucuna varmam gerekiyor” Descartes bu akıl yürütme yöntemiyle Modern Felsefenin de başlangıcı sayılan o ünlü cümlesini söyler “Ben her şeyden şüphe edebilirim sadece şüphe ettiğimden şüphe edemem; şüphe ediyorsam düşünüyorumdur, düşünüyorsam o halde varım.” ( Cogito Ergo Sum )

Descartes Cogito ile var olduğundan kesin olarak emin olduktan sonra ne tür bir varlık olduğunu sorgulamaya başlar. Evet, artık var olduğunu kendisine kanıtlamıştır ama şimdi açıklaması gerekli olan şey nasıl bir varlık olduğudur. Kendisine baktığında ilk olarak hem fiziksel hem de zihinsel özelliklere sahip olduğunu fark eder. Ancak Descartes, dini inancı gereği kendisinin zihin ve bedenden değil zihinle ya da ruhla eşdeğer olduğunu düşünmektedir. O yüzden sadece ruhu aracılığıyla yapabileceği bir şey olup olmadığını merak eder. Sahip olduğu her şeyin doğruluğundan şüphe edebildiği halde, şüphe etme eyleminde bulunurken şüphe etmekte olduğundan şüphe edemeyeceğini anlar:

“Benim, ben varım, bu kesin; ama ne kadar zaman için? Düşündüğüm sürece, zira ola ki düşünmeyi tamamen kesersem aynı zamanda var olmamı da sona erdirmiş olurum”

III. Meditasyon: Descartes’ın üçüncü meditasyonunda Tanrının varlığını kanıtlar. İkinci Meditasyon’da kendi varlığı üzerine düşündüğünde varlığını “Cogito Ergo Sum” sözüyle ortaya koyan Descartes’ın bu meditasyondaki amacı Tanrının varlığını ve kesinliğini kanıtlamaktır. Descartes’a göre, insan düşünceler, ideler, duyu organlarından gelen veriler ve yargılar gibi, farklı düşünme biçimlerine sahiptir. Descartes’a göre bunlar arasında sadece yargıların doğruluk değeri vardır. İdeler ise; Doğuştan Gelen İdeler, Zihnin Kendi Ürettiği İdeler ve Dışarıdan Gelen İdeler olmak üzere üç türlüdür. Dışarıdan gelen ideler duyularımıza dayanır. Zihnin kendi ürettiği ideler de ise imgelem devrededir ve bunlar gerçek olmayan idelerdir. Doğuştan gelen idelerse Descartes’a göre kesin ve apaçıktır.

Böylece Descartes düşünme biçimlerini açıkladıktan sonra Tanrı fikrinin nereden gelmiş olduğunu araştırmaya başlar. İnsan sonlu bir varlık olduğu için Tanrı kavramı gibi sonsuz ve mükemmel bir tözü, insan kendi başına fikir olarak ortaya koyamaz. Dolayısıyla insan Tanrı idesini kendi zihninden üretmiş olamaz. Descartes bu noktada “yeterli neden ilkesi”ne gider. Ve şöyle düşünür eğer biz sonlu varlıklarsak bizdeki sonsuzluk ve mükemmellik kavramı nereden gelmektedir? Bu ancak kendisi sonsuz ve mükemmel bir varlık tarafından yani Tanrı tarafından verilmiş olmalıdır. O halde Tanrı vardır.

IV. Meditasyon: Descartes’ın beşinci meditasyonu doğru ve yanlış kavramlarını araştırır. Bu meditasyonda insanların yaşarken yaptıkları hataların nedenini ve bu hatalardan Tanrının sorumlu olmadığını göstermeye çalışır. Ona göre varlığını bir önceki meditasyonda kanıtladığı sonsuz ve mükemmel olan Tanrı, insanları yanıltıyor olamaz, Tanrının bize verdiği aklı iyi kullanacak olursak hiçbir zaman yanılmamıza olanak yoktur. İnsan, bilgisinin eksikliğinden dolayı hataya düştüğü için Tanrıyı suçlamamalıdır.

V. Meditasyon: İlk önce kendi ben’ine yani varlığının gerçekliğine ulaşan Descartes oradan da Tanrı’nın bilgisine ulaşmıştır. Descartes artık bu yeni meditasyonda dış dünyanın bilgisine ulaşmak istemektedir. Fakat dış dünyanın bilgisine, “düşünüyorum o halde varım” önermesine ulaştığı gibi sezgiyle değil, tümdengelim yöntemi ve duyumlarına dayanarak ulaşır. Descartes, meditasyonun başında, nesnelerin kesin ve şüphe götürmez bilgisini araştırmadan önce, nesnelerin kendi zihnindeki idelerinin ne kadar açık ve seçik olduklarını bilmek gerektiğini söyler. Çünkü Descartes’a göre; şeyleri bilmek, onların özlerini bilmek demektir.

VI. Meditasyon: Descartes altıncı meditasyonda insanın ruhuyla bedeni arasındaki ayrımı açıklar. Descartes bu meditasyona kadar var olduğunu, varlığının özünü, nedensellik ilkesiyle Tanrının varlığını, Tanrının onu yaratmış olduğunu, Tanrının onu aldatmayacağını, insanların özgür iradeye sahip oldukları için hatalarının kaynağını Tanrıda aramamaları gerektiğini göstermiştir. Altıncı Meditasyonun ise iki amacı vardır; ilki, nesnelerin var olduğunu göstermek, ikincisi ise zihnin bedenden ayrı olduğunu göstermek.

Descartes, algının birincil nesneleri (sayısal değerler nesneleri) ve algının ikincil nesneleri (duyumlarımıza bağlı nesneleri) olarak açıkladığı birinci meditasyonu referans göstererek maddesel nesnelerin var olup olmadığını inceler. Bunun için; Birincil ve İkincil Nesnelerin varlığını sorgular.

Descartes “Biz birincil nesneleri düşünebildiğimiz için, bu nesnelerin var olması olanaklıdır. Bu nesneleri düşünebilmek dışında aynı zamanda imgeleyebildiğimiz için de bu nesnelerin var olması olasıdır, ama hala onların var olup olmadığından emin olamayız. İkincil nesnelerin varlığı da duyum algısına bağlı olduğu için, onların da bilgisinden emin olunamaz.” diyecektir.

Kaynakça:

Zihin Felsefesi – Kamuran ELBEYOĞLU


Yorum bırakın