“Franco Çürüyor, Lorca Yaşıyor!”

Bir çiçeği öldürebilirsiniz ama baharı asla öldüremezsiniz”

Che Guevara

İspanya İç Savaşı 20.yüzyılın belki de en acımasız iç savaşlarından birisiydi. Bu savaş yalnızca siyasetin değil, aynı zamanda ölümün ve silahların hüküm sürdüğü bir özgürlük mücadelesiydi.

Hem siyasetin hem ölümün hem de silahların savaşıydı. Üç yıl süren bu iç savaş bir süre sonra Avrupa kıtasına faşizmin ayak seslerinin yayılacağının da habercisi oldu.

16 Temmuz 1936 tarihinde General Goded ve General Francisco Franco, İspanya’nın demokratik bir seçimle seçilmiş olan “Cumhuriyetçi Halk Cephesi” hükümetine karşı isyan başlatmışlardı. İsyanın başlamasıyla ülke büyük bir iç savaşa girdi. Üç yıl süren iç savaşın bilançosu çok ağır oldu, yaklaşık altı yüz bin insan hayatını kaybetti.

Üç yılın sonunda General Francisco Franco, Cumhuriyetçileri devirmiş ve darbe sonrası ülke yönetimini 1939 yılında ele geçirerek 1975 yılında ölene kadar yönetimde kalmıştır.

Franco’nun orduları isyanın başladığı ilk yıllarda Cumhuriyetçileri devirmek için başkent Madrid’e girerken, halkı Franco’ya karşı direnmeye çağıranların “No Pasaran!” haykırışlarının anısına saygı duymamak elbette mümkün değil. İşte bu haykırışlardan birisiydi Lorca. Tam ismiyle Federico Garcia Lorca.

Lorca, 5 Haziran 1898 dünyaya geldi. Liseyi bitirdikten sonra eğitim hayatına babasının isteği üzerine Granada Üniversitesi Hukuk Fakültesinde devam etti. Fakat bir süre sonra hukuk ile ilgilenmenin onun iç dünyasına bir şey katmayacağını anlayacak ve Hukuk Fakültesindeki eğitimini yarıda bırakıp edebiyat, müzik ve resimle uğraşmaya başlayacaktı. Ama en çok şiir yazmaya meraklıydı. Bir süre sonra Madrid Üniversitesinde sanata meraklı gençlerin bir araya geldiği bir öğrenci topluluğuna katıldı. Burada Salvador Dali, Luis Bunuel, Rafael Alberti gibi önemli isimlerle tanıştı. Daha sonraki yıllarda Lorca’nın şiirleri önce halk arasında sonra edebiyat çevrelerinde yayılmaya başlayacak ve nihayet 1928’de yazdığı Romancero Gitano (Çingene Baladı) ile ünü İspanya dışına yayılacaktı.

Ama İspanya’da Lorca’yı yaşatmadılar.

İç Savaş’ın başladığı yıllarda yani 1936 günlerinde Lorca, sosyalist görüşleri nedeniyle faşist Franco taraftarlarının hedefi haline geldi. Franco kendisine karşı olan hiç kimseye yaşama hakkı tanımak istemiyordu. Ülkede edebiyat ve sanat üzerinde büyük baskı vardı. Düşünce özgürlüğü yok edilmişti. Lorca’nın Granada belediye başkanı olan kayınbiraderi Fernandez Montesinos’un bir suikast sonucu öldürülmesi Lorca’ya yapılan en büyük tehditlerden biri oldu. Kendisini ülkesinde yaşatmayacaklarını anlayan Lorca bir süre kaçak hayatı yaşayarak güvendiği arkadaşlarının evlerinde saklandı ancak 18 Ağustos 1936 günü yakalanarak tutuklandı ve bir gün sonra 19 Ağustos’ta Milliyetçi milisler tarafından kurşuna dizilerek öldürüldü. Öldürüldükten bir gün sonra cesedi koyulduğu hücrede bulunamadı. Onu kurşuna dizen milisler günlerce Lorca’nın cesedini aramış ama bulamamışlardır.

Lorca’nın İspanyol çingene topluluklarına karşı yapılan baskıları anlattığı “Çingene Balatları” Güney İspanya’da halkın dilinden düşmüyordu. Lorca’nın pek çok şiiri Endülüs halkının ve çingenelerin gönüllerinde yer etmişti.

Derler ki, Lorca’nın cesedi altı çingene kadın tarafından kaçırılmış ve kadınların omuzlarında Mağribilerin ve çingenelerin yaşadığı, Albaicin’e götürülerek yalnızlığı anlatan “Solea” şarkılar eşliğinde kadınların elleriyle toprağa gömülmüştür.

Lorca, kurşuna dizildiğinde otuz sekiz yaşındaydı ve yazdığı şiirleri Franco’nun öldüğü 1975 yılına kadar ülkesinde yasaklandı. Ancak bugün hala Lorca’nın dizeleri, Franco’nun susturamadığı bir çığlık gibi İspanya’nın rüzgârlarında yankılanıyor.


Yorum bırakın