Hegel 1831’de öldü. Fakat Hegel’in düşünceleri hem yaşarken hem de o öldükten sonra felsefe tarihinde büyük değişimler yaratmıştı. Özellikle Hegel’in “Mutlak İdea” düşüncesi Modern Felsefenin doruk noktasına oturmuştu. O dönemin Hegelcileri “Mutlak İdea” düşüncesine çok değer veriyor bu düşüncenin felsefe, devlet, kültür ve toplumsal hayatın tüm biçimlerinin ilerleyişini açıkladığına inanıyorlardı.
Hegelci idealistlere göre her şey sonu gelmeyen bir çatışmadan ibaretti. Her düşünce çatışmalar sonrası kendisinin daha yüksek bir aşamasına dönüşüyor böylece tarihsel süreç tamamlanmaya devam ediyordu. Hegel’e göre çatışmayla meydana gelen yeni fikirler, eskileri yenilgiye uğratmaktan çok onların içerisindeki çelişkileri ortaya çıkartıyordu. Çatışmayla gerçekleşen bu değişme sürecine ise Hegel diyalektik adını veriyordu.
Hegel öldüğünde Marx hâlâ üniversite öğrencisiydi. Ve o sırada Hegel’in düşüncelerine oldukça önem veriyordu.
Hegel öldükten sonra Hegel’in düşüncelerine inanan ve kendilerini Eski Hegelciler (Gerici) ve Genç Hegelciler (Radikal) olarak tanımlayan iki ayrı grup ortaya çıktı. Eski Hegelciler, Almanya’nın mutlak monarşi, din ve kültürle diyalektik ilerlemesini tamamlayacağını düşünüyor buna rağmen din karşıtı olan Genç Hegelciler ise henüz düşünsel gelişimi tamamlayamadıklarını ve daha yolun çok başında olduklarına inanıyorlardı.
Marx, başlangıçta kendini Genç Hegelcilere yakın gördü fakat bir materyalist olan Feuerbach’ın düşünceleriyle tanışınca Genç Hegelcilerden uzaklaşmaya başladı.
Ludwig Feuerbach, materyalist düşünceyi Hegel’in idealizmine bir eleştiri olarak geliştirmiş ve felsefesini insan merkezli bir anlayış üzerine kurmuş olan bir düşünürdü. Feuerbach, Hegel’in diyalektik idealizmini eleştirirken, evrendeki her şeyi yani tüm gerçekliği düşüncenin ürünü olarak gören Hegel’in bu düşüncesinin tam tersini savunuyor, düşüncenin maddi gerçekliğin bir tezahürü olduğuna inanıyordu.
Ayrıca Feuerbach, “Din” kavramına da Hegelcilerden farklı bakıyordu. Dinin insan bilincinin bir ürünü olduğunu savunuyor, Tanrı fikrinin ise insanın idealleştirilmiş bir yansıması olduğunu öne sürüyordu. Ona göre bu yansıma insanın kendine ait olan öz niteliklerini Tanrı’ya atfederek insanı kendi benliğine yabancılaştırıyordu. Böylece insanoğlunun kendinde var olan potansiyelini de kaybettiğini söylüyordu.
Feuerbach’a göre insanlar “Tanrı” kavramına ihtiyaç duyuyorlardı çünkü din insanlardaki duygusal ihtiyacı gideriyordu. Feuerbach ise insanlığın bu duygusal ihtiyaçtan kurtulması ve insanlıklarını yeniden kazanmaları için Tanrı sevgisinin yerine, insan sevgisini koymaları gerektiğini düşünüyordu. Çünkü Feuerbach tam bir materyalistti bu yüzden İnsanı doğanın bir parçası olarak görüyor, insan bilincini ise bu maddi dünyanın bir ürünü olduğunu söylüyordu.
Marx’ı etkileyen de işte Feuerbach’ın bu materyalist tarafı olmuştu. Fakat bu etkilenme kısa süre sonra sona erecekti. Karl Marx, gençlik döneminde Ludwig Feuerbach’ın düşüncelerinden etkilenmiş olsa da özellikle Feuerbach’ın materyalist felsefesinin sınırlarını fark ettikten sonra ondan uzaklaşmıştır.
Tabii ki Feuerbach’tan kopuşun bir çok nedeni vardı. Marx bu nedenlerin tamamını 1845 yılında “Feuerbach Üzerine Tezler” kitabında toplam on bir tez ile açıklayacaktı.
Marx, ünlü “Feuerbach Üzerine Tezler” kitabının daha ilk tezinde Feuerbach’ın insanı sadece “nesne” olarak ele aldığı, ancak insanın aynı zamanda dünyayı değiştiren bir özne olduğunu vurgular ve bu düşüncesini kitabında şu sözlerle belirtir;
“Feuerbach’ınki de dahil olmak üzere şimdiye kadar varolan tüm materyalizmin başlıca eksiği, gerçekliği, duyusallığı, duyusal insan faaliyetini pratik olarak değil sadece nesne ya da sezgi olarak kavramasıdır.”
Marx üçüncü tezinde ise Feuerbach’ın bireyselci materyalizmini eleştirerek insan özünün toplumsal ilişkilerden ayrı düşünülemeyeceğini ifade etmiştir. Marx’a göre, Feuerbach insanı yalnızca bireysel düzeyde inceliyor ve insan kavramını toplumsal ilişkilerden bağımsız bir şekilde ele alıyordu. Marx, bu yaklaşımın insanı toplumdan soyutladığını ve insan doğasını anlamak için yetersiz olduğunu düşünmüştür.
Sekizinci tez pratikle ilgilidir. Marx için tüm toplumsal yaşam pratiktir. Marx, Feuerbach’ın felsefesindeki en büyük eksikliklerden birinin “Praksis” (pratik insan faaliyeti) olduğunu söyler. Ona göre: İnsanlar hem doğayı hem de kendilerini eylemleri aracılığıyla değiştirirler. Bu nedenle, Marx’ın materyalizmi, yalnızca düşünsel değil, aynı zamanda pratik bir dönüşümü de içerir.
Ve belki de “Feuerbach Üzerine Tezler” kitabının en bilinen on birinci teziyle Marx, Feuerbach eleştirisini tamamlar;
“Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir.”
Feuerbach’ın materyalizmi, Marx’a göre, dünyayı yalnızca yorumlamakla sınırlıydı ve toplumu dönüştürme amacı taşımıyordu. Marx’a göre, felsefe yalnızca düşüncelerle değil, pratik eylemle dünyayı değiştirmeyi hedeflemelidir. Bu yüzden Feuerbach’ın felsefesi, bir dönüşümü gerçekleştirmekten yoksundu.
Marx daha sonraki yıllarda Feuerbach’tan tamamen uzaklaşarak, teorik materyalizmden tarihsel ve toplumsal materyalizme doğru bir adım atmıştır. Feuerbach’ın felsefesi Marx’ın düşünceleri için bir motivasyon ya da bir çıkış noktası olsa da daha sonraları onun eksiklerini fark ederek kendi felsefi teorisini geliştirmiştir.
