Kral Oidipus’tan Etik Yaşama: Hegel’in Antigone Çıkmazı

Sophokles’in “Antigone” adlı oyunu, Thebai Kralı Oidipus’un çocukları arasında yaşanan çatışmaların ardından gelişen trajik olayları konu alır. Bu ünlü Yunan tragedyası, devlet otoritesi ile bireysel vicdan arasında yaşanan çatışmayı derinlemesine işler ve bu iki ilkenin bir araya geldiğinde nasıl bir felakete yol açabileceğini gözler önüne serer. Bu yönüyle Antigone, yalnızca bir Antik Yunan tiyatrosu değil, aynı zamanda felsefe tarihinde bir çok önemli düşünürü de etkileyen bir eser olmuştur.

Örneğin Alman İdealizminin en büyük temsilcilerinden birisi olan Georg Wilhelm Friedrich Hegel, Sophokles’in “Antigone” adlı bu oyunundan oldukça fazla etkilenmiş ve “Hukuk Felsefesinin Prensipleri” adlı eserinde “Hukuk” kavramını “Soyut Hukuk” ve “Vicdan Hukuku” olmak üzere iki düzlemde ele almıştır.

Hegel daha sonra bu iki kavramı diyalektiğin yapısına uygun olarak “Tez” ve “Antitez” şeklinde konumlandıracak, Tez ve Antitezin çatışmasından bir “Sentez” meydana getirecektir.

Hegel için “Soyut Hukuk” bireyin haklarını ve yükümlülüklerini ifade ederken, buna karşıt olarak ortaya çıkan “Ahlak” ya da “Vicdan Hukuku” ise bireyin içsel niyetleri, ahlaki değerlerini ve özgür iradesini ifade eder. Hegel için “Soyut Hukuk” Tez, “Vicdan Hukuku” ise Anti Tezdir. Bu çatışmadan doğan “Etik Yaşam” ise hem bireysel vicdanı hem de toplumsal düzeni uzlaştıran bir Sentez olarak karşımıza çıkacaktır.

İşte bu yazımızın konusu Hegel başta olmak üzere bugüne kadar bir çok düşünürü etkileyen Antik Yunan’ın belki de en trajik oyunu sayılan Sophokles’in “Antigone” adlı oyunu üzerine olacak.

Sophokles’in “Antigone” oyunu aslında Thebai Kralı Oidipus’un üç kuşak hikayesinin anlatıldığı bir üçlemedir. Bu mitolojik oyun “Kral Oidipus”, “Oidipus Kolonos’ta” ve “Antigone” adlı üçlemeden oluşur. Her ne kadar “Antigone” üçlemenin ilk yazılmış oyunu olsa da, olay örgüsü açısından “Kral Oidipus” oyunun sonrasında gelişen olayları anlattığından üçlemenin final oyunu olarak kabul edilir. Bu nedenle yazımıza önce “Kral Oidipus” oyunu ile başlayacağız.

Kral Oidipus

Thebai Kralı Laios ve Kraliçe İokaste, bir kehanet duyarlar. Bu kehanete göre doğacak ilk erkek çocukları, büyüdüğünde babasını öldürüp annesiyle evlenecektir. Bu kehanetten dehşete kapılan Laios ve İokaste, doğan ilk erkek çocuklarını yani Oidipus’u öldürmesi için bir çobana verir. Fakat çoban onu öldürmeyip başka bir çobana teslim eder daha sonra çocuk Korinthos Kralı Polybos ve karısı tarafından evlat edinilir.

Oidipus kendisini evlat edinen Korinthos Kralı Polybos’un sarayında yaşarken bir gün saraya gelen bir kahin Oidipus’a “Kaderinden kaçamayacaksın büyüdüğünde babanı öldürüp annenle evleneceksin” deyince Korinthos Kralı Polybos’u gerçek babası sanan Oidipus bu korkunç kehanetin gerçekleşmemesi için bir gece saraydan kaçar.

Saraydan kaçan Oidipus yolculuğu sırasında tanımadığı yaşlı bir adamla karşılaşıp tartışır ve onu öldürür. Fakat öldürdüğü kişi gerçek babası Laios’tur. Laios’un askerleri Oidipus’u alıp Thebai’ya getirirler. O sırada ülke büyük bir veba salgınıyla uğraşmaktadır. Oidipus halkı veba salgınından kurtaracağını söyler. Gerçekten de zekasıyla halkı veba salgınından kurtarır. Yaptığı bu kahramanlık sayesinde Thebai halkı onu kral yapar ve dul kalan kraliçe İokaste ile evlendirir. Böylece Oidipus hiç bilmeden öz annesiyle evlenmiş olur.

Bu evlilikten Antigone ve İsmene adlı iki kızları, Polyneikes ve Eteokles isimli iki oğulları doğar. Fakat çocuklar doğduktan bir süre sonra Thebai kentine yeniden veba salgını gelir. Oidipus tanrıların neden öfkelendiğini neden yeniden bu salgını gönderdiklerini araştırır ve korkunç gerçeği açığa çıkarır. Öz annesi ve karısı İokaste’de gerçeği öğrenince bu gerçeği kaldıramaz ve intihar eder, Oidipus ise gözlerini kör eder ve Thebai halkı tarafından sürgüne gönderilir.

Oidipus, iki kızının refakatinde sürgüne gider ve ülke ülke dolaşıp en sonunda Atina yakınlarındaki Kolonos kentine sığınır. Sürgün edilmesine engel olmayan oğullarına da çok kızgındır.

Babalarının sürgün edilmesini fırsat bilen oğulları Polyneikes ve Eteokles ise Thebai kentini sırasıyla yönetmeye karar verirler ancak bir süre sonra aralarında taht kavgası çıkar. Küçük kardeş Eteokles tahtı ele geçirip, Polyneikes’i ülkeden kovar. Argos krallığına sığınan Polyneikes, Argos kralının kızı ile evlenir. Bir süre sonrada kardeşinden intikam almak için Argos kralını Thebai’ye savaş açmaya ikna eder.

Ancak Polyneikes’in öğrendiği yeni bir kehanet vardır. Bu kehanete göre babası Oidipus hangi oğlunu desteklerse savaşı o kazanacaktır. Bu yüzden Thebai’nin üzerine yürümeden önce, Atina’ya gider ve Oidipus’un merhametini diler. Ne var ki, Oidipus iki oğluna da hala çok öfkelidir bu yüzden birbirlerini öldürmeleri için onları lanetler. Polyneikes babasının yanından eli boş dönmüştür yine de Argos ordusu ile birlikte Thebai’ye saldırır. İki kardeş savaş esnasında karşılaşır ve Oidipus’un laneti gerçekleşir; iki kardeş birbirlerini öldürürler. Böylece Thebai tahtına dayıları Kreon geçer.

Sophokles’in “Kral Oidipus” oyunu burada son bulur. “Antigone” ise bu oyunun devamı niteliğindedir.

Antigone

Thebai tahtına geçen Kreon, yurdu Argos ordusuna karşı savunan Eteokles’e onurlu bir cenaze töreni düzenlemeye karar verir. Ancak kendi ülkesine yabancı bir orduyla saldıran kardeşi Polyneikes’in cesedinin gömülmesini yasaklar ve meydanda çürümeye bırakılmasını emreder. Bu emre uymayanların ise taşlanarak öldürüleceğini ilan eder.

Polyneikes ve Eteokles’in kız kardeşi olan Antigone, dayısı Kreon’un bu kararını asla kabul etmez. Antigone, Thebai Sarayı’nın önünde kız kardeşi İsmene ile buluşarak durumu ona açıklar. Antigone kardeşi Polyneikes’e resmi bir cenaze töreni yapamasa da onu geleneklere uygun şekilde gömmeye kararlıdır.

İsmene bunu yapabilecek güçleri olmadığını, iki kadın olarak dayıları Kral Kreon’a karşı çıkamayacaklarını söyler ve korkusunu dile getirir. Antigone ile İsmene arasında bu yüzden bir tartışma yaşanır. İsmene korkuyla geri çekilirken, Antigone yasağa rağmen kardeşini gömmekte ısrar eder.

Gerçekten de Antigone sözünü tutar ve Polyneikes’in cesedini geleneklere uygun şekilde gömer. Ancak saray muhafızlarından biri onu gömerken görür ve durumu Kreon’a bildirir.

Kreon, yeğeni Antigone’yi huzuruna çağırır. Antigone, cesedi gömdüğünü itiraf eder. Tanrıların yasasının insanların koyduğu yasaların üzerinde olduğunu söyler. Halkın da onunla aynı fikirde olduğunu ancak korkudan ses çıkaramadıklarını belirtir. Bu sözler Kreon’u daha çok öfkelendirir.

Kreon, bu işi Antigone’nin tek başına yapamayacağını düşünerek İsmene’den de şüphelenir. İsmene, kardeşine destek olmak için, onunla birlikte gömme işlemini gerçekleştirdiğini söyler. Ancak Antigone, bu sözleri yalanlar. İsmene, daha önce korkmuş olsa da artık kardeşiyle birlikte ölmek istemektedir. Onsuz yaşamanın bir anlamı olmadığını dile getirir. Kreon ise bu sözleri duyduğunda daha da öfkelenir. Oğlu Haimon’un nişanlısı olmasına rağmen Antigone’yi idam edeceğini bildirir.

Kreon bu kez oğlu Haimon’u çağırır ve aldığı kararı ona da açıklar. Haimon,  babasına saygı gösterdiğini Antigone ile artık evlenemeyceğini ve kararlarını desteklediğini belirtir. Bu sözler Kreon’u memnun eder. Ancak Haimon, Antigone’nin halk tarafından sevildiğini, onun öldürülmesinin halkın tepkisine neden olacağını dile getirir. Kreon ise genç ve tecrübesiz oğlundan devlet yönetimi konusunda öğüt almayı reddeder ve oğlunun sırf sevdiği kız için böyle konuştuğunu öne sürer. Baba ve oğul arasındaki tartışma büyür. Karşılıklı hakaretlerle gerginlik artar. Kreon ise Antigone’yi cezalandırmazsa otoritesini kaybedeceğini düşünmektedir; bu nedenle kararında ısrar eder. Haimon, babasının Antigone’ye karşı verdiği sert kararın hem adaletsiz hem de halkın gözünde itibarsız olduğunu savunur. Antigone’nin Tanrıların yasasına itaat ettiğini dile getirir. Ancak Kreon, bu sözleri oğlunun kendisine başkaldırması olarak algılar. Haimon ise eğer Antigone ölürse kendisinin de yaşayamayacağını ima ederek babasının yanından ayrılır.

Kreon, Antigone’nin halka açık bir şekilde değil, bir mağaraya kapatılarak, açlıktan ölüme terk edilmesine karar verir. Böylece hem emrini uygulayacak hem de halkın tepkisini çekmeyecektir. Antigone, ölüme gönderilmeden önce mağaraya götürülürken halka seslenir. Doğru bir iş yaptığını bu yüzden ölmekten korkmadığını söyler.

Tam bu sırada, yaşlı kör kahin Teiresias saraya gelir. Kreon’un kararlarının Tanrıları öfkelendirdiğini ve şehirde felaketlerin habercisi olan alametlerin belirdiğini bildirir. Teiresias, ölüye gömülme hakkı verilmemesinin büyük bir günah olduğunu söyler. Kreon’un inadı Thebai’yi felakete sürükleyecektir.

Başlangıçta Teiresias’ın sözlerine kulak asmayan Kreon, yaşlı bilgenin kehanetleri ve halkın baskısıyla sonunda yumuşar. Kararını geri alır. Önce Polyneikes’in cesedini gömdürmeye, ardından Antigone’yi kurtarmaya karar verir. Fakat her şey için artık çok geçtir.

Kreon, mağaraya vardığında Antigone’nin kendini asarak öldürdüğünü görür. Hemen yanında ise oğlu Haimon’un cesedi vardır; Haimon da sevdiği kadının ölümünün ardından kendi canına kıymıştır. Ancak trajedi henüz bitmemiştir. Olanları öğrenen Kreon’un karısı Kraliçe de oğlunun ölümüne dayanamaz ve sarayda intihar eder.

Sophokles’in Antigone oyunu duygusal bir trajediyi anlatsa da özünde hukukun verdiği kararların insan vicdanını rahatsız etse bile, otoritenin devam edebilmesi açısından gerekli olup olmadığını tartışır. Yazının başında da söylediğimiz gibi Hegel bu trajediyi “Soyut Hukuk” ve “Vicdan Hukuku” kavramları bağlamında bir hukuk felsefesine dönüştürmüştür. “Soyut Hukuk” Hegel’in Tezi, “Vicdan Hukuku”ise Anti Tezidir. Diyalektik düşünceye göre Tez ve Anti Tezin çatışmasından bir Sentez çıkacaktır.

Antigone bağlamında Kral Kreon’un koyduğu yasa (ölülerin gömülmemesi yasağı) bu düzlemde “devlet yasası”dır; bireyin içsel vicdanı dikkate almaz. Ve Hegel’e  göre bu özgürlük bir tehlike taşır çünkü herkes kendi vicdanına göre davranırsa, toplumsal düzen kaosa sürüklenebilir. Antigone karakteri işte bu vicdan düzlemini temsil eder. Devlet yasasına karşı, Tanrısal yasayı (ölü gömme hakkı) savunur. Yani Hegel’e göre Kreon Tez, Antigone ise Anti Tezdir.

Hegel’in asıl amacı, hem bireysel vicdanı hem de toplumsal düzeni birleştiren bir üst bir birlik sağlamaktır. İşte bu da ulaşılmak istenen Sentez’dir. Bu sentez düzeyi Hegel’e göre “Etik Yaşam” ya da “Ahlaki Toplum”dur. Antigone ve Kreon’un çatışması, bu sentez düzeyine ulaşamadığı için bir trajediye dönüşmüştür.


Yorum bırakın