1999 yılında iki Amerikalı psikolog David Dunning ve Justin Kruger, “Unskilled and Unaware of It: How Difficulties in Recognizing One’s Own Incompetence Lead to Inflated Self-Assessments” adlı bir makale yayımladılar. Psikoloji dünyasının bir anda gündemine düşen makaleleri yayımlandığında henüz makalelerinde açıklamaya çalıştıkları teorilerinin psikoloji dünyasını bu kadar etkileyeceğini hatta bu teorileriyle tarihe geçeceklerini bilmiyorlardı. İlerleyen yıllarda teorilerine kendi isimleri verdiler; “Dunning-Kruger Etkisi” dediler.
2000 yılında Nobel Ödülü almalarını sağlayan bu teorileriyle niteliksiz insanların, nasıl da kolaylıkla yükselebildiklerini açıklıyorlardı.
Bu makalede sundukları temel tez ise kısaca şuydu: “Bilgisiz insanlar, ne kadar bilgisiz olduklarını anlayamayacak kadar bilgisizdirler.”
Herhangi bir konu hakkında bilgisi az olan bireylerin uzman olanlara göre daha fazla özgüvene sahip olduğunu ifade eden “Dunning-Kruger Etkisi”, zamanla literatürde kabul gören bir teori haline geldi ve Türkçe’ye “Cahil Cesareti” olarak çevrildi.
Eminim ki sizlerde çevrenizde bu tür insanlara rastlamışsınızdır. Bir konu hakkında çok az şey bilmelerine rağmen kendilerini o konuda uzman hisseden insanlardan bahsediyorum. Yani “Cahil Cesareti” olan insanlardan.
Zaten “Dunning-Kruger Etkisi” de tam olarak bu tür insanları tanımlıyor. Bir konuda az bilgiye sahip oldukları halde bu sınırlı bilgilerinin farkında olmamaları nedeniyle kendilerini yetkin gören insanları, kendi eksikliklerini fark edemedikleri için özgüvenleri yüksek olan insanları…
Zamanla David Dunning ve Justin Kruger’ın bu teorileri sadece bilim dünyasında değil, felsefi tartışmalar içinde de bir yer buldu. İnsanların, sahip oldukları bilgi eksikliklerini fark edemeyecek kadar yetersiz olmaları, felsefi düşüncenin yüzyıllardır sorguladığı bir konu olan “cehalet” üzerine yeni bir bakış açısı getirdi.

“Dunning-Kruger Etkisi”, esasen Sokrates’in şu ünlü “Bir şey biliyorsam, o da hiçbir şey bilmediğimdir” ifadesine modern bir açıklama getirir.
Sokrates’in bu sözünde yatan anlam, insanın kendi bilgisinin sınırlarının farkına varma yetisinde yatar. Ancak “Dunning-Kruger Etkisi”, Sokrates’in tersine, cehaletin farkındalığına bile sahip olmayan bireyleri tanımlar. Bu, felsefi açıdan Platon’un “Mağara Alegorisi” ile benzerlikler taşır. Mağarada zincirlenmiş olanlar, gölgeleri gerçek sanır, tıpkı az bilgi sahibi olan bireylerin bu sınırlı görüşlerini mutlak doğru olarak kabul etmeleri gibi. Bilgiye olan bu sınırlı erişim, onların “gölge dünyasında” yaşamalarına neden olur ve gerçek bilginin varlığını asla fark edemezler.
Dunning-Kruger etkisinin bireysel düzeyde olduğu kadar toplumsal düzeyde de gözlemlendiğini söylemek mümkündür. Tarih boyunca, pek çok toplumda cehalet ve önyargılar bilginin önüne geçmiş ve maalesef bu yanılsamalar toplumu şekillendiren güçler haline gelmiştir.
Nietzsche, “Sürü Ahlakı” kavramı ile bireylerin kendi özgün düşüncelerini geliştirmeden, çoğunluğun doğrularını mutlak kabul ederek hareket ettiklerini söylüyordu.
Nietzsche’nin bahsettiği bu tip toplumlarda gözlemlenen en belirgin özellik cehaletin yüceltilmesi ve alkışlanmasıdır. Çünkü toplumu yöneten statüko, bilgiye ve eleştirel düşünceye dayalı bir toplumun mevcut düzeni sorgulayarak kendi oluşturdukları güç yapılarını tehdit edebileceklerini düşünür; bu nedenle insanların bilgiye ulaşma çabasını küçük göstererek, toplumun dayattığı yüzeysel bilgilere sahip olan insanları ve cehaleti bir erdem gibi yüceltirler.
Ve ne yazık ki cehaletin “özgüven” olarak alkışlandığı toplumlar, sorgulamanın değil itaatin yüceltildiği toplumlardır. Cehaletin alkışlandığı yerlerde bireyler, entelektüel birikimlerini geliştirmek yerine, topluma uymayı ve uyum sağlayabildikleri kadarıyla bu yapının bir parçası olmayı tercih ederler. Ve en sonunda bilgisizlik, toplumsal uyumun bir bedeli haline gelir.
Bu noktada, “Dunning-Kruger Etkisi” sadece psikolojik değil sosyolojik açıdan da bireylerin kendilerini yeterli ve bilgili hissettiği, fakat gerçeklikten kopuk bir şekilde hareket ettiği bu toplumsal yapıları anlamamız açısından önemli bir bakış açısı sunar.
David Dunning ve Justin Kruger, Dunning-Kruger etkisinin dört ana aşaması olduğunu söylüyor:
1. Cehalet Dönemi:
Bu dönemde birey bir konuda çok az bilgi sahibi olduğunu fark edemez. Bu durum, kişinin kendisini çok başarılı veya bilgili sanmasına yol açar. Bu aşamada özgüven oldukça yüksektir.
2. Bilinçsiz Yetersizlik Dönemi:
Bu dönemde birey hala bilgi seviyesinin çok az olduğunun farkında değildir. Bu aşamada, bireyler hem kendilerine hem de bilgi eksikliklerine dair farkındalığa sahip değildir. Fakat yine de kendi becerilerini aşırı derecede abartırlar, bu yüzden de daha fazla öğrenmeye gerek duymazlar.
3. Bilinçli Yetersizlik Dönemi:
Birey bu döneme geldiğinde bilmediği konu hakkında bilgi edinmeye başlar ve böylece daha fazla bilgi edinildikçe, kişi aslında o konuda çok az şey bildiğini fark eder. Bu farkındalık süreci, kişinin özgüvenini düşürür. Fakat bu aşamada insanlar, kendi yetersizliklerinin farkına varır varmaz daha fazla öğrenmeye ve kendilerini geliştirmeye başlarlar.
4. Bilinçli Yeterlilik Dönemi:
Kişi, bu süreçte kendini geliştirmeye devam eder ve zamanla o konuda yetkin hale gelir. Ancak artık kendi yetkinliğinin farkındadır. Fakat farkındalığı yükselen bilinçli insanın özgüveni ne kadar artarsa artsın hiçbir zaman “Cahil Cesareti” olan insanların seviyesine çıkamaz.
Belki de bu dördüncü evreye gelindiğinde şairin dediğini yapmak gerekiyordur. Ne diyordu şair; “İnan değil sana kastım cahille sohbeti kestim”
